İNCİ KEFALİ... VAN GÖLÜ’NÜN AZ BİLİNEN SIRRI...
Göç...
Yeni dünyalara giden yol... Veya bir yaşam şekli... Hangi anlamı ile olursa olsun, göç hep ilgi çekmiştir... Dünyanın üzeri iletişim ağları ile örülmeden önce, yavukluya selamı, sılaya özlemi, göç eden kuşlar götürmüştür. Bu yüzden “allı turnam bizim ele varırsan” diye başlayan türküler dilden dile dolaşmıştır. Onun için buram buram doğa kokan halk türkülerinde onlara hep rastlarız.
Ya balıkların göçü? Balıkların göçü pek ilgisini çekmemiştir insanın. Çünkü bir kaçı dışında onları izlemek zordur; nereye gittiklerini çoğu zaman sadece kendileri bilirler. Dünya folklorunda bazı Kızılderili kabilelerin dışında balıkların göçü ile ilgili çok geleneğe, söylenceye rastlamayız.
Göçü izlenebilen alabalıkgillerden somon gibi bazı balıklar ise tüm dünyanın ilgi odağıdır.
Oysa hem göçü izlenebilen hem de hiç ilgi çekemeyen bir tür var, üstelik bizim ülkemizde: Van Gölü İnci Kefali...
İnci kefali Van Gölü’nün tuzlu ve yüksek derecede sodalı sularında yaşayabilen endemik tek tür.
Adı Kefal olmasına rağmen, aslında o Sazangillerin bir üyesi (Chalcalburnus tarichi). Son yıllara kadar varlığından göl çevresindeki insanlar ve bazı bilim insanları dışında kimse haberdar değildi.
Çünkü o iç sularımızda bulunan onlarca türden sadece birisiydi.
Halen birçok coğrafya, zooloji ve balık sistematiği kitaplarında Van Gölü’nde yaşamadığı, sadece akarsuların göle dökülen kısımlarında yaşadığı iddia edilen bir şanssız balık.
Van Gölü sularının taşmasıyla, efsane canavarıyla sık sık gündeme geldi ama, balığı ile ancak yeni yeni duyulmaya başlandı.
İnci kefali derya kuzusu sayılabilecek kadar büyük bir balık değil ama hamsi kadar küçük de değil. Ortalama 20 cm boya ve 70 g ağırlığa sahip. Göldeki hayvansal (zooplankton) ve bitkisel (fitoplankton) planktonlarla besleniyor. En fazla yedi yıl yaşıyor ve üç yaşında üremeye başlıyor.
Üremek için sürüler oluşturarak akarsulara göç ediyor. Gölde akarsu ağızlarında büyük sürüler oluşturan inci kefalinin vücudunda, sodalı-tuzlu sudan tatlı suya geçişe alışabilmesi için bir dizi değişim başlıyor. Akarsularda su sıcaklığı uygun hale geldiğinde göç başlıyor. Yumurtasını bırakan balıklar, daha sonra tekrar göle dönüyor.
Yaz aylarında gölün 25 m derinliklerine kadar dağılabilirken, kışı gölün 70 m derinliklerine kadar olan kısımlarında geçiriyor. Derelerde yumurtadan çıkan yavrular da birkaç hafta içinde göle dönerek, gölün sığ, besince zengin kıyı kesimlerinde yaşamaya başlıyorlar.
İnci kefali avcılığı geçmişte, gölde balık yaşamadığına inanan insanlar tarafından hep üreme zamanında yani göç esnasında yapılmış. Üreme zamanında avlanan yumurtalı balıklar, kış boyunca tüketilmek üzere tuzlanmış, kurutulmuş veya salamura yapılmış.
Zamanla Van Gölü’ndeki balık ganimetinden haberdar olan Karadenizli balıkçılar, teknelerini gırgır ağlarını kamyonlara yükleyerek Van Gölü’nün yolunu tuttular. 1994 yılına kadar Karadenizli balıkçılar, üreme zamanında mansaplarda sürü oluşturan inci kefalini gırgır ağları ile bıkıp usanmadan avladılar. Bu avcılık bölgedeki doğal ürün toplayıcılarını öyle mutlu etti ki, hâlen bir gırgır ağından kaç kamyon balık çıktığına dair hikâyeler dilden dile dolaşıp duruyor.
Gölde tekneler kullanarak balık avcılığının mazisi ise çok yeni. İlk defa 1970’li yıllarda gölde kış aylarında balık avlanmaya başlanmış. Taze balık tüketimine olan ilginin artmasıyla birlikte gölde avcılık yapan tekne sayısı her yıl biraz daha artmış. Ta ki 1995 yılına kadar bu artış devam etti.
Üreme zamanında yapılan “toplayıcılık” (buna avcılık demek, gerçek avcılık yapanların mesleğine çok büyük bir hakarettir), inci kefali popülasyonunu azaltmaya başlayınca, kış aylarında gölde balık avlamak hem güçleşti hem de balığın boyu küçüldüğü için kârlılık azalmaya başladı. O zaman göl çevresinde kış aylarında balıkçılık yapan tekne sayısı azalmaya başladı. Çünkü elde edilen av, sarf edilen masrafı karşılamaz oldu.
1992 yılından itibaren başlatılan bilimsel çalışmalar, bu durumun net fotoğrafını ortaya koydu. Bu çalışmalarla öncelikle balığın esas yaşam alanının Van Gölü olduğu, akarsulara sadece üremek için göç ettiği ortaya konuldu.
Daha sonra gölde avlanabilir stok miktarı 43 500 ton olarakhesaplandı ve sürdürülebilir balıkçılık için her yıl sadece 8 500 ton inci kefalı avlanması gerektiği tespiti yapıldı. Mevcut balıkçılık yönetim şeklinin stoku olumsuz yönde etkilediği belirtilerek, alternatif bir yönetim modeli geliştirildi.Ancak eski köye yeni adet gelmesinden kim hoşlanır?
Yeni geliştirilen balıkçılık yönetim modeli, başta balıkçılar olmak üzere neredeyse herkes tarafından reddedildi. Yasal düzenlemeler için sarf edilen tüm çabalar sonuçsuz kaldı.
Böylece inci kefalinin korunması için gönüllü sivil toplum kuruluşları devreye girdi. Sivil toplum kuruluşlarının destekleri ile 1971 yılından beri var olan ancak hiç uygulanmayan yasalar uygulanmaya başladı.
Köy köy balıkçılar dolaşıldı. Kendi ekmeklerini yok etmek üzere oldukları, eğer üreme zamanında balıkların yumurtlamasına izin verirlerse, balıkların çoğalacağı, sonuçta kendilerinin kârlı çıkacağı bıkmadan usanmadan anlatıldı.
Göl çevresindeki karakollar aynı şekilde defalarca ziyaret edilerek, yasaların uygulanmasının önemi ekolojik vurgular yapılarak anlatıldı. Balık ticareti ile uğraşan insanlarla sohbet toplantıları düzenlendi.
Sonuç?
Bunun anlamı hiçbir sorun kalmadı, her şey güllük gülistanlık değil elbette. Çünkü Van Gölü gibi etrafında yaklaşık bir milyon insanın yaşadığı bir gölün başının belası olan kirlilikten uzak kalması mümkün değil. Kirlilik her yıl artan oranlarda Van Gölü’nü ve inci kefalini tehdit etmeye devam ediyor. Üreme döneminde, her türlü çabaya rağmen büyük çıkarlarından vazgeçemeyen küçük bir grup hâlen “toplayıcılık” anlayışını sürdürmek istiyor.
Van Gölü balıkçılığında kullanılan teknelerle ilgili yasal düzenlemelerin eksikliği sürüyor. Göl çevresinde balıkçılığı daha kontrollü hale getirecek balıkçı barınakları ve çekek yerleri ile ilgili yazışmalar, bürokrasinin çıkmaz koridorlarından bir türlü çıkamıyor. Balığın daha etkin pazarlanmasını sağlayacak balık işleme ve değerlendirme tesislerinin eksikliği sürüyor.
Tüm bu eksikliklere rağmen, inci kefalinin yanlış avcılığı artık kontrol altına alındı. Bu noktaya kadar taşındıktan sonra geriye gidiş çok zor olacaktır. Bizim çabalarımız ise aynen inci kefalinin göçü gibi sabırla, yeni denemelerle devam edecektir.
Prof. Dr. Mustafa SARI / Yüzüncü Yıl Üniversitesi
|